6 Ekim 2008 Pazartesi

Sonbahar geldi...

Yazlar ne kadar sıcak geçerse geçsin, eğer çift rakamla biten bir yılı yaşıyorsak futbolseverlerin beklediği ve bitmesini istemediği bir dönemdir. Zira ya Avrupa Şampiyonası ya Dünya Kupası vardır. Bu sene de yaz sıcaktı, bunalttı bizleri. Ancak Euro 2008 heyecanı ile futbol severler rahatladılar. Sonra transferdi, hazırlık maçlarıydı, Avrupa Kupalarıydı derken lig başladı. Farkına vardığımızda yaz bitmiş, Eylül başlamıştı bile.

Her ne kadar yeni bir sezona merhaba desek de Eylül hüznün mevsimidir. Doğanın kendini yenilediği ilkyazın aksine, daha fazla ölümü çağrıştırır. Futbol sezonu ise tersine işletir takvim yapraklarını. Sonbaharda doğar sezon, ilkbaharda kapanır. Gariptir.

Sağ olsun, takvimden bir işaret bekler gibi hava da hemen serinledi. Esiyor geceleri, neredeyse üzerine ince de olsa bir şey almadan çıkma diyor insana. Gelecek yağmurların habercisi rüzgâr. Artık kızgın kumlarda, plaj şemsiyelerinin kale direği olduğu maçlar olmayacak. Akşamki halı saha maçlarında kısa kollu formalar yerlerini uzun kollulara bırakacak.

Maça giderken eller yağmurluğa gidecek evvela. Maç günü ayaküstü muhabbetler zor artık, en azından yağmurdan korunmak için bir aralık gerek. Uzaktan atılan şutlar daha tehlikeli üstelik, her maç öncesi bunun sohbeti olacak yarım kıç oturulan tribün koltuklarında. Açık tribün daha zahmetli, bilet kuyrukları daha uzun sanki. Rüzgârı arkasına alan takım daha avantajlı.

Sonbahar geldi.

Mahalle maçlarında yaprak hışırtısı, halı sahalarda yağmur birikintisi olacak bundan sonra.

Bir de tribünde boğaza sıkıca dolanmış atkı var. Üzerine tribünün kokusu sinmiş. O atkı ki ne yağmuru, ne soğuğu hissettirir.

Sonbahar geldi...
Mutlak gol