Her ne kadar yeni bir sezona merhaba desek de Eylül hüznün mevsimidir. Doğanın kendini yenilediği ilkyazın aksine, daha fazla ölümü çağrıştırır. Futbol sezonu ise tersine işletir takvim yapraklarını. Sonbaharda doğar sezon, ilkbaharda kapanır. Gariptir.
Sağ olsun, takvimden bir işaret bekler gibi hava da hemen serinledi. Esiyor geceleri, neredeyse üzerine ince de olsa bir şey almadan çıkma diyor insana. Gelecek yağmurların habercisi rüzgâr. Artık kızgın kumlarda, plaj şemsiyelerinin kale direği olduğu maçlar olmayacak. Akşamki halı saha maçlarında kısa kollu formalar yerlerini uzun kollulara bırakacak.
Maça giderken eller yağmurluğa gidecek evvela. Maç günü ayaküstü muhabbetler zor artık, en azından yağmurdan korunmak için bir aralık gerek. Uzaktan atılan şutlar daha tehlikeli üstelik, her maç öncesi bunun sohbeti olacak yarım kıç oturulan tribün koltuklarında. Açık tribün daha zahmetli, bilet kuyrukları daha uzun sanki. Rüzgârı arkasına alan takım daha avantajlı.
Sonbahar geldi.
Mahalle maçlarında yaprak hışırtısı, halı sahalarda yağmur birikintisi olacak bundan sonra.
Bir de tribünde boğaza sıkıca dolanmış atkı var. Üzerine tribünün kokusu sinmiş. O atkı ki ne yağmuru, ne soğuğu hissettirir.
Sonbahar geldi...
Mutlak gol